Visma Sağlık Hizmetleri
0212 540 97 00

Kardiyoloji

İlaçlarınız gıdalarınız, gıdalarınız ilaçlarınız olsun!” diyerek yüzlerce yıl öncesinden seslenen Hipokrat’ın aslında ne kadar haklı ve yerinde bir tavsiye ile insanlığa ışık tuttuğu bugün artık daha iyi anlaşılmış durumda..

 

Almanya Kanserle Mücadele Derneği’nin (DKG), Almanya'daki kanser araştırmalarına ilişkin raporunda, aşırı kilonun kanser riskini artırdığı, şişmanlığın yakın gelecekte kanser ve diğer başka hastalıklardan ölümlerin artmasında önemli bir unsur olacağı vurgulanmaktadır.

 

Aşırı yağlı ve yüksek kalorili yiyecek tüketenlerde, az yağlı ürünler yiyenlere oranla bazı kanser çeşitlerine daha sık rastlanması da yukarıdaki tespitleri doğrulamaktadır.

 

Şişmanlığın, kadınlarda rahim, meme, göğüs, safra kesesi ve kalın bağırsak kanserini tetiklediği, özellikle yağlı yiyecek tüketmenin, kalın bağırsak ve prostat kanseri riskini artırdığı kaydedilmektedir.İslam dini de dahil, doğu medeniyetlerine ait felsefi ve dini akımların hemen hemen hepsinde “açlık”, “tokluk”a göre daha çok övülen ve tercih edilen bir durum olarak dikkat çekmektedir.

 

Örneğin, bir Hadis-i Şerifte “Şifanın başı açlık, hastalıkların başı ise çok yemektir.” denilmektedir.

 

Benzer bir şekilde Hz. Ali ise “Eğer karnın doymuyor ve obur isen kendini müzmin (kronik) hastalardan say.” ikazında bulunmuştur.

 

Gerçekten de aşırı yemenin meydana getirdiği gerek metabolik sendrom, gerekse obezite ile ilişkili diğer metabolik ve fiziksel komplikasyonlar (şeker hastalığı, hipertansiyon, kolesterol yüksekliği, kalp damar hastalıkları, uyku apnesi, bel ve sırt ağrıları, kalça ve diz eklemlerinde dejenerasyon, varisler vs.) hepsi kronik hastalıklar arasında yer almakta ve Hz. Ali’nin bu tespitini doğrulamaktadır.

 

Alkol, kalorili yiyecek ve içeceklerin tüketilmesi ile birlikte az hareket etmenin vücuttaki yağ oranını artırdığı, günlük yağ tüketiminin toplam enerjinin yüzde 30'nu geçmemesi gerektiği, artık modern diyet ve metabolizma otoritelerinin postulatları haline gelmiş ve kamuoyuna mal olmuş klasik bilgilerdendir.

 

Ayrıca çoğumuzun gözden kaçırdığı önemli bir ayrıntı da bazı yiyeceklerdeki gizli yağ miktarına dikkat edilmiyor olmasıdır. Çikolata gibi kakaolu tatlı yiyecekler, süt ve süt ürünleri, et, sosis ve salam gibi gıdalarda bulunan yağlar, çoğu zaman dikkatlerden kaçmaktadır.

 

Diabetologia isimli derginin 2013 Mart sayısında yer alan Hollanda menşeli Hoorn çalışmasının sonuçlarının yayınlandığı makalede yer alan bilgiler beslenme ve kanser ilişkisi açısından oldukça çarpıcı sonuçlar ortaya koymuştur.

 

20 yıl süreyle takip edilen metabolik sendrom ve şeker hastalarının açlık proinsülin düzeyleri ile kanser oranları arasında doğrudan ilişki olduğu saptanmıştır.

 

Konu çok teknik detay içeriyor gibi gelebilir okuyucularımıza. Ama basitçe bu çalışmada neyin ifade edildiğini anlatmaya çalışalım.

 

Proinsülin, vücutta kan şekerinin düzenlenmesinden sorumlu insülin isimli hormonun öncüsü olan bir hormondur. Proinsülin düzeyleri 16.5 pmol’den yüksek olan kişiler, daha düşük proinsülin düzeyine sahip olan kişilerle yapılan karşılaştırmada, kansere yakalanma ve ölüm oranları açısından iki kat daha fazla riskli bulunmuşlardır.

 

Açık ifade ile açlık proinsülin düzeyleri yüksek olan kişilerde, 20 yıllık bir süre boyunca kanserden ölüm riski normal popülasyondan iki kat daha fazladır.

 

Paragrafın başına lütfen dikkat edelim..

 

Kimlerin proinsülin düzeylerinin daha yüksek olduğu konusu çok önemli..

 

Metabolik sendromu olan, şeker hastalığı olan veya obezite problemi ile başı dertte olanlardan söz ediyoruz.

 

Yaşımız, ekonomik ve sosyal statümüz ilerledikçe gittikçe fiziksel olarak daha az hareket eder olmaya başlıyoruz. Bir de üzerine bazal metabolizma hızımızın yavaşlaması da eklenince, eğer dikkatli olmazsak, hızla kilo almaya ve söz konusu ettiğimiz pek çok hastalığa yakalanmaya namzet hale geliyoruz.

 

İngiltere'nin en çok gurur duyduğu kuruluşlarından birisi olan NHS, National Health Service, (Ulusal Sağlık Hizmeti)’nin yayınladığı “Kanserden Korunma Yolları” hakkındaki raporunda; sağlıklı yaşama dair yedi ipucundan söz edilmekte ve bu sayede 'kanser riskininin yarıya indirilebileceği anlatılmaktadır.

 

Raporda söz edilen “sağlıklı bir yaşam için yedi altın kural”ın kanser ve kalp hastalıklarını önlemeye yardımcı olacağı anlatılırken, aslında kalp hastalığı riskini azaltmak için atılan adımların insanları aynı zamanda kanserlere karşı da koruduğu tespit edilmiştir.

 

Öyle ki; 2010 yılında Amerikan Kalp Derneği (AHA) tarafından hazırlanan bu yedi altın kural, insanların kalp damar hastalıklarından korunmasının ötesinde bir anlam ve misyon da üstlenmiş gibi gözükmektedir.

 

AHA tarafından önerilen “yedi altın sağlık kuralı” şunlardır:

  • Sigara içmemek
  • Sağlıklı bir vücut ağırlığına sahip olmak
  • Sağlıklı beslenmeye dikkat etmek
  • Fiziksel olarak aktif olmak
  • Düşük kolesterol düzeylerine sahip olmak
  • Sağlıklı kan şekeri düzeyi
  • Sağlıklı kan basıncı düzeyi

 

Araştırmacılar kalp damar hastalıkları kadar kanserlerin de; bu yedi faktörden her birinin ideal bir düzeyde bir araya geldiği insanlar arasında daha düşük oranlarda görüldüğünü tespit etmişlerdir.

 

Örneğin, altı veya daha çok risk faktörü ideal düzeyde seyreden insanlarda kanser riski % 51 düşük bulunmuştur.

 

Yedi sağlık faktörü ve ideal değerleri şu şekilde tespit edilmiştir:

  • Fiziksel aktivite; haftada bir en az 75 dakika şiddetli fiziksel aktivite ya da haftada 150 dakika orta şiddette fiziksel aktivite
  • Sağlıklı bir vücut kitle indeksi (VKİ); <25kg/m2 olması,
  • Diyet (Metabolik Balans, Metabolic Balance); Sağlıklı bir beslenme rejimi ve yaşam tarzını benimsemiş olmak,
  • Kolesterol; total kolesterol düzeyi < 200mg/dl olması,
  • Kan basıncı; sistolik
  • Kan şekeri; glikoz açlık seviyeleri <100mg/dl olması,
  • Sigara; hiç içmeme veya son 12 ay içinde sigarayı bırakmış olma,

 

Takipler sırasında, katılımcıların başlangıca göre ideal düzeyde olan risk faktörlerinin sayısı arttıkça kanser oranlarının da azaldığı gözlemlenmiştir.

 

Bu çalışma zaten sağlık parametreleri ve kanser riski arasındaki bilinen ilişkiyi güçlendirmiştir.

 

Bir Tamil atasözü aslında yaşadığımız sorunu çok kısa ve net bir şekilde özetlemektedir;

 

“Obur insanlar mezarlarını dişleri ile kazarlar.”

 

Mesaj gayet açıktır…

 

Sağlıklı ve verimli bir ömür sürmek istiyorsak;

 

Sağlıklı bir kiloyu korumak, fiziksel olarak aktif kalmak, kolesterol, kan şekeri ve kan basıncı için ideal düzeylerin korunması, sigara içmemek ve ideal bir beslenme ve yaşam tarzını benimsemekten başka çaremiz görünmemektedir.

 

Bir kardiyoloji hekimi olarak ben de hastalarıma sadece ilaçları ya da ameliyatları değil, mutlaka sağlıklı bir diyet ve yaşam tarzı değişikliğini de tavsiye ediyorum.

 

Ancak diyetler konusunda kafalar o kadar çok karışmış durumda ki, bu yazıyı yazdığım saatlerde televizyonda canlı yayında bir sürü profesör ve diyet uzmanının da hâlâ üzerinde ittifak edemediği bir diyet tartışması almış başını gidiyor ve idealin ne olduğu konusu onlar açısından hâlâ net değil..

 

Oysa “az az, sık sık yenen” diyetlerin, “bir gıda grubunun terk edilmesi prensibine dayanan” diyetlerin başarısızlığı neredeyse tescillenmiş olmasına rağmen, onlarca diyet sitesinde kendine yer bulmuş yüzlerce diyet listesi, birbiri ile çelişen, birçok sözüm ona tavsiyeler ile insanların bu konudaki kafa karışıklığını ve çaresizliğini pekiştirmektedirler.

 

Az az, sık sık yemeyi öğütleyen diyet programları yerine, benim de hastalarıma önerdiğim Metabolik Balans - Metabolic Balance Diyeti; aslında danışanlarıma ve hastalarıma bir diyetten daha fazlasını sunuyor.

 

  • En fazla günde üç öğün yenilmesini öneren, savunduğu bilimsel doğruları ile doğru bilinen pek çok yanlışı düzelten, aslında bir diyet değil yaşam tarzı olan Metabolik Balans, Metabolic Balance Diyeti sayesinde hem kendim, hem yakın çevrem, hem de hastalarımda gördüğüm sonuçlar, ideal rejime daha çok yaklaştığım kanaatini bana vermektedir.
  • Hastalarım arasında şeker, kolesterol ve tansiyon ilaçlarını azaltan ve hatta bırakan hastalarımdan gelen olumlu geri dönüşler beni bu konuda daha fazla araştırma yapmaya da sevk etmiş durumda

 

Metabolik Balans, Metabolic Balance Diyetinin vazgeçilmez kuralları;

 

  • Günde en fazla üç öğün yemek,
  • Belli bir miktarın dışına çıkmamak,
  • Bol su içmek,
  • Akşam belli bir saatten sonra şekersiz sıvı dışında herhangi bir şey tüketmemek,
  • Olabildiğince saf ve müdahale görmemiş gıdaları tercih etmek,
  • Her öğün için tek çeşit protein ve meyve tüketimi,
  • Bol taze sebze tüketimi gibi klasik pek çok diyet rejiminin dışında ama bilimsel ve klinik olarak doğruluğu ispat edilmiş bu yöntemi daha fazla hasta ile buluşturabilmeyi kendime amaç edinmiş durumdayım...

 

Şayet böylesi bir hedefi gerçekleştirebilecek olursak, eminim ülkemizde artık salgın hastalık haline gelmiş; şeker hastalığı, obezite, kolesterol yüksekliği, hipertansiyon, kalp krizi veya kısaca Metabolik Sendrom diyeceğimiz bu felaket kümesinin etkin mücadelesine ciddi bir katkı sağlamak mümkün olacaktır.

 

Metabolik Balans, Metabolic Balance Diyeti sayesinde, şayet yukarda kısaca zikrettiğim kurallara uyma becerisi gösterilebilirse, ayda 8-10 kg ve hatta üç ayda 20-25 kg gibi kayıplar mümkün olabilmektedir. Üstelik bu kiloları veren hastalarımız hem gayet sağlıklı kalabilmekte, herhangi bir klinik veya metabolik zorluk yaşamamaktadır.

 

Sağlıklı ve ideal diyet konusunda arayışı olanlara tavsiyem, popüler diyetlerin peşinden gitmek yerine bilimselliği ve etkinliği ispatlanmış Metabolik Balans, Metabolic Balance gibi programlara erişmeye çalışmalarıdır.

 

Son sözümüz yukarıda anlattıklarımız ile alakalı bir Hadis-i Şerif olsun; “Ümmetim hakkında korktuğum şeylerin en tehlikelisi; göbek büyüklüğü, çok uyku, tembellik ve “yakin” azlığıdır.

 

Hadis-i Şerif’in şerhinde bu dört durumun da birbiri ile çok yakından ilişkili olduğu vurgusu yapılan ve bana çok etkileyici gelen bu Nebevî tespitler üzerinde, hep birlikte tekrar düşünmeye ihtiyacımız vardır.

 

Herkese sağlık, afiyet ve bol kazançlı günler dilerim.

Kardiyoloji

İlaçlarınız gıdalarınız, gıdalarınız ilaçlarınız olsun!” diyerek yüzlerce yıl öncesinden seslenen Hipokrat’ın aslında ne kadar haklı ve yerinde bir tavsiye ile insanlığa ışık tuttuğu bugün artık daha iyi anlaşılmış durumda..

 

Almanya Kanserle Mücadele Derneği’nin (DKG), Almanya'daki kanser araştırmalarına ilişkin raporunda, aşırı kilonun kanser riskini artırdığı, şişmanlığın yakın gelecekte kanser ve diğer başka hastalıklardan ölümlerin artmasında önemli bir unsur olacağı vurgulanmaktadır.

 

Aşırı yağlı ve yüksek kalorili yiyecek tüketenlerde, az yağlı ürünler yiyenlere oranla bazı kanser çeşitlerine daha sık rastlanması da yukarıdaki tespitleri doğrulamaktadır.

 

Şişmanlığın, kadınlarda rahim, meme, göğüs, safra kesesi ve kalın bağırsak kanserini tetiklediği, özellikle yağlı yiyecek tüketmenin, kalın bağırsak ve prostat kanseri riskini artırdığı kaydedilmektedir.İslam dini de dahil, doğu medeniyetlerine ait felsefi ve dini akımların hemen hemen hepsinde “açlık”, “tokluk”a göre daha çok övülen ve tercih edilen bir durum olarak dikkat çekmektedir.

 

Örneğin, bir Hadis-i Şerifte “Şifanın başı açlık, hastalıkların başı ise çok yemektir.” denilmektedir.

 

Benzer bir şekilde Hz. Ali ise “Eğer karnın doymuyor ve obur isen kendini müzmin (kronik) hastalardan say.” ikazında bulunmuştur.

 

Gerçekten de aşırı yemenin meydana getirdiği gerek metabolik sendrom, gerekse obezite ile ilişkili diğer metabolik ve fiziksel komplikasyonlar (şeker hastalığı, hipertansiyon, kolesterol yüksekliği, kalp damar hastalıkları, uyku apnesi, bel ve sırt ağrıları, kalça ve diz eklemlerinde dejenerasyon, varisler vs.) hepsi kronik hastalıklar arasında yer almakta ve Hz. Ali’nin bu tespitini doğrulamaktadır.

 

Alkol, kalorili yiyecek ve içeceklerin tüketilmesi ile birlikte az hareket etmenin vücuttaki yağ oranını artırdığı, günlük yağ tüketiminin toplam enerjinin yüzde 30'nu geçmemesi gerektiği, artık modern diyet ve metabolizma otoritelerinin postulatları haline gelmiş ve kamuoyuna mal olmuş klasik bilgilerdendir.

 

Ayrıca çoğumuzun gözden kaçırdığı önemli bir ayrıntı da bazı yiyeceklerdeki gizli yağ miktarına dikkat edilmiyor olmasıdır. Çikolata gibi kakaolu tatlı yiyecekler, süt ve süt ürünleri, et, sosis ve salam gibi gıdalarda bulunan yağlar, çoğu zaman dikkatlerden kaçmaktadır.

 

Diabetologia isimli derginin 2013 Mart sayısında yer alan Hollanda menşeli Hoorn çalışmasının sonuçlarının yayınlandığı makalede yer alan bilgiler beslenme ve kanser ilişkisi açısından oldukça çarpıcı sonuçlar ortaya koymuştur.

 

20 yıl süreyle takip edilen metabolik sendrom ve şeker hastalarının açlık proinsülin düzeyleri ile kanser oranları arasında doğrudan ilişki olduğu saptanmıştır.

 

Konu çok teknik detay içeriyor gibi gelebilir okuyucularımıza. Ama basitçe bu çalışmada neyin ifade edildiğini anlatmaya çalışalım.

 

Proinsülin, vücutta kan şekerinin düzenlenmesinden sorumlu insülin isimli hormonun öncüsü olan bir hormondur. Proinsülin düzeyleri 16.5 pmol’den yüksek olan kişiler, daha düşük proinsülin düzeyine sahip olan kişilerle yapılan karşılaştırmada, kansere yakalanma ve ölüm oranları açısından iki kat daha fazla riskli bulunmuşlardır.

 

Açık ifade ile açlık proinsülin düzeyleri yüksek olan kişilerde, 20 yıllık bir süre boyunca kanserden ölüm riski normal popülasyondan iki kat daha fazladır.

 

Paragrafın başına lütfen dikkat edelim..

 

Kimlerin proinsülin düzeylerinin daha yüksek olduğu konusu çok önemli..

 

Metabolik sendromu olan, şeker hastalığı olan veya obezite problemi ile başı dertte olanlardan söz ediyoruz.

 

Yaşımız, ekonomik ve sosyal statümüz ilerledikçe gittikçe fiziksel olarak daha az hareket eder olmaya başlıyoruz. Bir de üzerine bazal metabolizma hızımızın yavaşlaması da eklenince, eğer dikkatli olmazsak, hızla kilo almaya ve söz konusu ettiğimiz pek çok hastalığa yakalanmaya namzet hale geliyoruz.

 

İngiltere'nin en çok gurur duyduğu kuruluşlarından birisi olan NHS, National Health Service, (Ulusal Sağlık Hizmeti)’nin yayınladığı “Kanserden Korunma Yolları” hakkındaki raporunda; sağlıklı yaşama dair yedi ipucundan söz edilmekte ve bu sayede 'kanser riskininin yarıya indirilebileceği anlatılmaktadır.

 

Raporda söz edilen “sağlıklı bir yaşam için yedi altın kural”ın kanser ve kalp hastalıklarını önlemeye yardımcı olacağı anlatılırken, aslında kalp hastalığı riskini azaltmak için atılan adımların insanları aynı zamanda kanserlere karşı da koruduğu tespit edilmiştir.

 

Öyle ki; 2010 yılında Amerikan Kalp Derneği (AHA) tarafından hazırlanan bu yedi altın kural, insanların kalp damar hastalıklarından korunmasının ötesinde bir anlam ve misyon da üstlenmiş gibi gözükmektedir.

 

AHA tarafından önerilen “yedi altın sağlık kuralı” şunlardır:

  • Sigara içmemek
  • Sağlıklı bir vücut ağırlığına sahip olmak
  • Sağlıklı beslenmeye dikkat etmek
  • Fiziksel olarak aktif olmak
  • Düşük kolesterol düzeylerine sahip olmak
  • Sağlıklı kan şekeri düzeyi
  • Sağlıklı kan basıncı düzeyi

 

Araştırmacılar kalp damar hastalıkları kadar kanserlerin de; bu yedi faktörden her birinin ideal bir düzeyde bir araya geldiği insanlar arasında daha düşük oranlarda görüldüğünü tespit etmişlerdir.

 

Örneğin, altı veya daha çok risk faktörü ideal düzeyde seyreden insanlarda kanser riski % 51 düşük bulunmuştur.

 

Yedi sağlık faktörü ve ideal değerleri şu şekilde tespit edilmiştir:

  • Fiziksel aktivite; haftada bir en az 75 dakika şiddetli fiziksel aktivite ya da haftada 150 dakika orta şiddette fiziksel aktivite
  • Sağlıklı bir vücut kitle indeksi (VKİ); <25kg/m2 olması,
  • Diyet (Metabolik Balans, Metabolic Balance); Sağlıklı bir beslenme rejimi ve yaşam tarzını benimsemiş olmak,
  • Kolesterol; total kolesterol düzeyi < 200mg/dl olması,
  • Kan basıncı; sistolik
  • Kan şekeri; glikoz açlık seviyeleri <100mg/dl olması,
  • Sigara; hiç içmeme veya son 12 ay içinde sigarayı bırakmış olma,

 

Takipler sırasında, katılımcıların başlangıca göre ideal düzeyde olan risk faktörlerinin sayısı arttıkça kanser oranlarının da azaldığı gözlemlenmiştir.

 

Bu çalışma zaten sağlık parametreleri ve kanser riski arasındaki bilinen ilişkiyi güçlendirmiştir.

 

Bir Tamil atasözü aslında yaşadığımız sorunu çok kısa ve net bir şekilde özetlemektedir;

 

“Obur insanlar mezarlarını dişleri ile kazarlar.”

 

Mesaj gayet açıktır…

 

Sağlıklı ve verimli bir ömür sürmek istiyorsak;

 

Sağlıklı bir kiloyu korumak, fiziksel olarak aktif kalmak, kolesterol, kan şekeri ve kan basıncı için ideal düzeylerin korunması, sigara içmemek ve ideal bir beslenme ve yaşam tarzını benimsemekten başka çaremiz görünmemektedir.

 

Bir kardiyoloji hekimi olarak ben de hastalarıma sadece ilaçları ya da ameliyatları değil, mutlaka sağlıklı bir diyet ve yaşam tarzı değişikliğini de tavsiye ediyorum.

 

Ancak diyetler konusunda kafalar o kadar çok karışmış durumda ki, bu yazıyı yazdığım saatlerde televizyonda canlı yayında bir sürü profesör ve diyet uzmanının da hâlâ üzerinde ittifak edemediği bir diyet tartışması almış başını gidiyor ve idealin ne olduğu konusu onlar açısından hâlâ net değil..

 

Oysa “az az, sık sık yenen” diyetlerin, “bir gıda grubunun terk edilmesi prensibine dayanan” diyetlerin başarısızlığı neredeyse tescillenmiş olmasına rağmen, onlarca diyet sitesinde kendine yer bulmuş yüzlerce diyet listesi, birbiri ile çelişen, birçok sözüm ona tavsiyeler ile insanların bu konudaki kafa karışıklığını ve çaresizliğini pekiştirmektedirler.

 

Az az, sık sık yemeyi öğütleyen diyet programları yerine, benim de hastalarıma önerdiğim Metabolik Balans - Metabolic Balance Diyeti; aslında danışanlarıma ve hastalarıma bir diyetten daha fazlasını sunuyor.

 

  • En fazla günde üç öğün yenilmesini öneren, savunduğu bilimsel doğruları ile doğru bilinen pek çok yanlışı düzelten, aslında bir diyet değil yaşam tarzı olan Metabolik Balans, Metabolic Balance Diyeti sayesinde hem kendim, hem yakın çevrem, hem de hastalarımda gördüğüm sonuçlar, ideal rejime daha çok yaklaştığım kanaatini bana vermektedir.
  • Hastalarım arasında şeker, kolesterol ve tansiyon ilaçlarını azaltan ve hatta bırakan hastalarımdan gelen olumlu geri dönüşler beni bu konuda daha fazla araştırma yapmaya da sevk etmiş durumda

 

Metabolik Balans, Metabolic Balance Diyetinin vazgeçilmez kuralları;

 

  • Günde en fazla üç öğün yemek,
  • Belli bir miktarın dışına çıkmamak,
  • Bol su içmek,
  • Akşam belli bir saatten sonra şekersiz sıvı dışında herhangi bir şey tüketmemek,
  • Olabildiğince saf ve müdahale görmemiş gıdaları tercih etmek,
  • Her öğün için tek çeşit protein ve meyve tüketimi,
  • Bol taze sebze tüketimi gibi klasik pek çok diyet rejiminin dışında ama bilimsel ve klinik olarak doğruluğu ispat edilmiş bu yöntemi daha fazla hasta ile buluşturabilmeyi kendime amaç edinmiş durumdayım...

 

Şayet böylesi bir hedefi gerçekleştirebilecek olursak, eminim ülkemizde artık salgın hastalık haline gelmiş; şeker hastalığı, obezite, kolesterol yüksekliği, hipertansiyon, kalp krizi veya kısaca Metabolik Sendrom diyeceğimiz bu felaket kümesinin etkin mücadelesine ciddi bir katkı sağlamak mümkün olacaktır.

 

Metabolik Balans, Metabolic Balance Diyeti sayesinde, şayet yukarda kısaca zikrettiğim kurallara uyma becerisi gösterilebilirse, ayda 8-10 kg ve hatta üç ayda 20-25 kg gibi kayıplar mümkün olabilmektedir. Üstelik bu kiloları veren hastalarımız hem gayet sağlıklı kalabilmekte, herhangi bir klinik veya metabolik zorluk yaşamamaktadır.

 

Sağlıklı ve ideal diyet konusunda arayışı olanlara tavsiyem, popüler diyetlerin peşinden gitmek yerine bilimselliği ve etkinliği ispatlanmış Metabolik Balans, Metabolic Balance gibi programlara erişmeye çalışmalarıdır.

 

Son sözümüz yukarıda anlattıklarımız ile alakalı bir Hadis-i Şerif olsun; “Ümmetim hakkında korktuğum şeylerin en tehlikelisi; göbek büyüklüğü, çok uyku, tembellik ve “yakin” azlığıdır.

 

Hadis-i Şerif’in şerhinde bu dört durumun da birbiri ile çok yakından ilişkili olduğu vurgusu yapılan ve bana çok etkileyici gelen bu Nebevî tespitler üzerinde, hep birlikte tekrar düşünmeye ihtiyacımız vardır.

 

Herkese sağlık, afiyet ve bol kazançlı günler dilerim.

0212 540 97 00

Kardiyoloji

İlaçlarınız gıdalarınız, gıdalarınız ilaçlarınız olsun!” diyerek yüzlerce yıl öncesinden seslenen Hipokrat’ın aslında ne kadar haklı ve yerinde bir tavsiye ile insanlığa ışık tuttuğu bugün artık daha iyi anlaşılmış durumda..

 

Almanya Kanserle Mücadele Derneği’nin (DKG), Almanya'daki kanser araştırmalarına ilişkin raporunda, aşırı kilonun kanser riskini artırdığı, şişmanlığın yakın gelecekte kanser ve diğer başka hastalıklardan ölümlerin artmasında önemli bir unsur olacağı vurgulanmaktadır.

 

Aşırı yağlı ve yüksek kalorili yiyecek tüketenlerde, az yağlı ürünler yiyenlere oranla bazı kanser çeşitlerine daha sık rastlanması da yukarıdaki tespitleri doğrulamaktadır.

 

Şişmanlığın, kadınlarda rahim, meme, göğüs, safra kesesi ve kalın bağırsak kanserini tetiklediği, özellikle yağlı yiyecek tüketmenin, kalın bağırsak ve prostat kanseri riskini artırdığı kaydedilmektedir.İslam dini de dahil, doğu medeniyetlerine ait felsefi ve dini akımların hemen hemen hepsinde “açlık”, “tokluk”a göre daha çok övülen ve tercih edilen bir durum olarak dikkat çekmektedir.

 

Örneğin, bir Hadis-i Şerifte “Şifanın başı açlık, hastalıkların başı ise çok yemektir.” denilmektedir.

 

Benzer bir şekilde Hz. Ali ise “Eğer karnın doymuyor ve obur isen kendini müzmin (kronik) hastalardan say.” ikazında bulunmuştur.

 

Gerçekten de aşırı yemenin meydana getirdiği gerek metabolik sendrom, gerekse obezite ile ilişkili diğer metabolik ve fiziksel komplikasyonlar (şeker hastalığı, hipertansiyon, kolesterol yüksekliği, kalp damar hastalıkları, uyku apnesi, bel ve sırt ağrıları, kalça ve diz eklemlerinde dejenerasyon, varisler vs.) hepsi kronik hastalıklar arasında yer almakta ve Hz. Ali’nin bu tespitini doğrulamaktadır.

 

Alkol, kalorili yiyecek ve içeceklerin tüketilmesi ile birlikte az hareket etmenin vücuttaki yağ oranını artırdığı, günlük yağ tüketiminin toplam enerjinin yüzde 30'nu geçmemesi gerektiği, artık modern diyet ve metabolizma otoritelerinin postulatları haline gelmiş ve kamuoyuna mal olmuş klasik bilgilerdendir.

 

Ayrıca çoğumuzun gözden kaçırdığı önemli bir ayrıntı da bazı yiyeceklerdeki gizli yağ miktarına dikkat edilmiyor olmasıdır. Çikolata gibi kakaolu tatlı yiyecekler, süt ve süt ürünleri, et, sosis ve salam gibi gıdalarda bulunan yağlar, çoğu zaman dikkatlerden kaçmaktadır.

 

Diabetologia isimli derginin 2013 Mart sayısında yer alan Hollanda menşeli Hoorn çalışmasının sonuçlarının yayınlandığı makalede yer alan bilgiler beslenme ve kanser ilişkisi açısından oldukça çarpıcı sonuçlar ortaya koymuştur.

 

20 yıl süreyle takip edilen metabolik sendrom ve şeker hastalarının açlık proinsülin düzeyleri ile kanser oranları arasında doğrudan ilişki olduğu saptanmıştır.

 

Konu çok teknik detay içeriyor gibi gelebilir okuyucularımıza. Ama basitçe bu çalışmada neyin ifade edildiğini anlatmaya çalışalım.

 

Proinsülin, vücutta kan şekerinin düzenlenmesinden sorumlu insülin isimli hormonun öncüsü olan bir hormondur. Proinsülin düzeyleri 16.5 pmol’den yüksek olan kişiler, daha düşük proinsülin düzeyine sahip olan kişilerle yapılan karşılaştırmada, kansere yakalanma ve ölüm oranları açısından iki kat daha fazla riskli bulunmuşlardır.

 

Açık ifade ile açlık proinsülin düzeyleri yüksek olan kişilerde, 20 yıllık bir süre boyunca kanserden ölüm riski normal popülasyondan iki kat daha fazladır.

 

Paragrafın başına lütfen dikkat edelim..

 

Kimlerin proinsülin düzeylerinin daha yüksek olduğu konusu çok önemli..

 

Metabolik sendromu olan, şeker hastalığı olan veya obezite problemi ile başı dertte olanlardan söz ediyoruz.

 

Yaşımız, ekonomik ve sosyal statümüz ilerledikçe gittikçe fiziksel olarak daha az hareket eder olmaya başlıyoruz. Bir de üzerine bazal metabolizma hızımızın yavaşlaması da eklenince, eğer dikkatli olmazsak, hızla kilo almaya ve söz konusu ettiğimiz pek çok hastalığa yakalanmaya namzet hale geliyoruz.

 

İngiltere'nin en çok gurur duyduğu kuruluşlarından birisi olan NHS, National Health Service, (Ulusal Sağlık Hizmeti)’nin yayınladığı “Kanserden Korunma Yolları” hakkındaki raporunda; sağlıklı yaşama dair yedi ipucundan söz edilmekte ve bu sayede 'kanser riskininin yarıya indirilebileceği anlatılmaktadır.

 

Raporda söz edilen “sağlıklı bir yaşam için yedi altın kural”ın kanser ve kalp hastalıklarını önlemeye yardımcı olacağı anlatılırken, aslında kalp hastalığı riskini azaltmak için atılan adımların insanları aynı zamanda kanserlere karşı da koruduğu tespit edilmiştir.

 

Öyle ki; 2010 yılında Amerikan Kalp Derneği (AHA) tarafından hazırlanan bu yedi altın kural, insanların kalp damar hastalıklarından korunmasının ötesinde bir anlam ve misyon da üstlenmiş gibi gözükmektedir.

 

AHA tarafından önerilen “yedi altın sağlık kuralı” şunlardır:

  • Sigara içmemek
  • Sağlıklı bir vücut ağırlığına sahip olmak
  • Sağlıklı beslenmeye dikkat etmek
  • Fiziksel olarak aktif olmak
  • Düşük kolesterol düzeylerine sahip olmak
  • Sağlıklı kan şekeri düzeyi
  • Sağlıklı kan basıncı düzeyi

 

Araştırmacılar kalp damar hastalıkları kadar kanserlerin de; bu yedi faktörden her birinin ideal bir düzeyde bir araya geldiği insanlar arasında daha düşük oranlarda görüldüğünü tespit etmişlerdir.

 

Örneğin, altı veya daha çok risk faktörü ideal düzeyde seyreden insanlarda kanser riski % 51 düşük bulunmuştur.

 

Yedi sağlık faktörü ve ideal değerleri şu şekilde tespit edilmiştir:

  • Fiziksel aktivite; haftada bir en az 75 dakika şiddetli fiziksel aktivite ya da haftada 150 dakika orta şiddette fiziksel aktivite
  • Sağlıklı bir vücut kitle indeksi (VKİ); <25kg/m2 olması,
  • Diyet (Metabolik Balans, Metabolic Balance); Sağlıklı bir beslenme rejimi ve yaşam tarzını benimsemiş olmak,
  • Kolesterol; total kolesterol düzeyi < 200mg/dl olması,
  • Kan basıncı; sistolik
  • Kan şekeri; glikoz açlık seviyeleri <100mg/dl olması,
  • Sigara; hiç içmeme veya son 12 ay içinde sigarayı bırakmış olma,

 

Takipler sırasında, katılımcıların başlangıca göre ideal düzeyde olan risk faktörlerinin sayısı arttıkça kanser oranlarının da azaldığı gözlemlenmiştir.

 

Bu çalışma zaten sağlık parametreleri ve kanser riski arasındaki bilinen ilişkiyi güçlendirmiştir.

 

Bir Tamil atasözü aslında yaşadığımız sorunu çok kısa ve net bir şekilde özetlemektedir;

 

“Obur insanlar mezarlarını dişleri ile kazarlar.”

 

Mesaj gayet açıktır…

 

Sağlıklı ve verimli bir ömür sürmek istiyorsak;

 

Sağlıklı bir kiloyu korumak, fiziksel olarak aktif kalmak, kolesterol, kan şekeri ve kan basıncı için ideal düzeylerin korunması, sigara içmemek ve ideal bir beslenme ve yaşam tarzını benimsemekten başka çaremiz görünmemektedir.

 

Bir kardiyoloji hekimi olarak ben de hastalarıma sadece ilaçları ya da ameliyatları değil, mutlaka sağlıklı bir diyet ve yaşam tarzı değişikliğini de tavsiye ediyorum.

 

Ancak diyetler konusunda kafalar o kadar çok karışmış durumda ki, bu yazıyı yazdığım saatlerde televizyonda canlı yayında bir sürü profesör ve diyet uzmanının da hâlâ üzerinde ittifak edemediği bir diyet tartışması almış başını gidiyor ve idealin ne olduğu konusu onlar açısından hâlâ net değil..

 

Oysa “az az, sık sık yenen” diyetlerin, “bir gıda grubunun terk edilmesi prensibine dayanan” diyetlerin başarısızlığı neredeyse tescillenmiş olmasına rağmen, onlarca diyet sitesinde kendine yer bulmuş yüzlerce diyet listesi, birbiri ile çelişen, birçok sözüm ona tavsiyeler ile insanların bu konudaki kafa karışıklığını ve çaresizliğini pekiştirmektedirler.

 

Az az, sık sık yemeyi öğütleyen diyet programları yerine, benim de hastalarıma önerdiğim Metabolik Balans - Metabolic Balance Diyeti; aslında danışanlarıma ve hastalarıma bir diyetten daha fazlasını sunuyor.

 

  • En fazla günde üç öğün yenilmesini öneren, savunduğu bilimsel doğruları ile doğru bilinen pek çok yanlışı düzelten, aslında bir diyet değil yaşam tarzı olan Metabolik Balans, Metabolic Balance Diyeti sayesinde hem kendim, hem yakın çevrem, hem de hastalarımda gördüğüm sonuçlar, ideal rejime daha çok yaklaştığım kanaatini bana vermektedir.
  • Hastalarım arasında şeker, kolesterol ve tansiyon ilaçlarını azaltan ve hatta bırakan hastalarımdan gelen olumlu geri dönüşler beni bu konuda daha fazla araştırma yapmaya da sevk etmiş durumda

 

Metabolik Balans, Metabolic Balance Diyetinin vazgeçilmez kuralları;

 

  • Günde en fazla üç öğün yemek,
  • Belli bir miktarın dışına çıkmamak,
  • Bol su içmek,
  • Akşam belli bir saatten sonra şekersiz sıvı dışında herhangi bir şey tüketmemek,
  • Olabildiğince saf ve müdahale görmemiş gıdaları tercih etmek,
  • Her öğün için tek çeşit protein ve meyve tüketimi,
  • Bol taze sebze tüketimi gibi klasik pek çok diyet rejiminin dışında ama bilimsel ve klinik olarak doğruluğu ispat edilmiş bu yöntemi daha fazla hasta ile buluşturabilmeyi kendime amaç edinmiş durumdayım...

 

Şayet böylesi bir hedefi gerçekleştirebilecek olursak, eminim ülkemizde artık salgın hastalık haline gelmiş; şeker hastalığı, obezite, kolesterol yüksekliği, hipertansiyon, kalp krizi veya kısaca Metabolik Sendrom diyeceğimiz bu felaket kümesinin etkin mücadelesine ciddi bir katkı sağlamak mümkün olacaktır.

 

Metabolik Balans, Metabolic Balance Diyeti sayesinde, şayet yukarda kısaca zikrettiğim kurallara uyma becerisi gösterilebilirse, ayda 8-10 kg ve hatta üç ayda 20-25 kg gibi kayıplar mümkün olabilmektedir. Üstelik bu kiloları veren hastalarımız hem gayet sağlıklı kalabilmekte, herhangi bir klinik veya metabolik zorluk yaşamamaktadır.

 

Sağlıklı ve ideal diyet konusunda arayışı olanlara tavsiyem, popüler diyetlerin peşinden gitmek yerine bilimselliği ve etkinliği ispatlanmış Metabolik Balans, Metabolic Balance gibi programlara erişmeye çalışmalarıdır.

 

Son sözümüz yukarıda anlattıklarımız ile alakalı bir Hadis-i Şerif olsun; “Ümmetim hakkında korktuğum şeylerin en tehlikelisi; göbek büyüklüğü, çok uyku, tembellik ve “yakin” azlığıdır.

 

Hadis-i Şerif’in şerhinde bu dört durumun da birbiri ile çok yakından ilişkili olduğu vurgusu yapılan ve bana çok etkileyici gelen bu Nebevî tespitler üzerinde, hep birlikte tekrar düşünmeye ihtiyacımız vardır.

 

Herkese sağlık, afiyet ve bol kazançlı günler dilerim.

Kardiyoloji

İlaçlarınız gıdalarınız, gıdalarınız ilaçlarınız olsun!” diyerek yüzlerce yıl öncesinden seslenen Hipokrat’ın aslında ne kadar haklı ve yerinde bir tavsiye ile insanlığa ışık tuttuğu bugün artık daha iyi anlaşılmış durumda..

 

Almanya Kanserle Mücadele Derneği’nin (DKG), Almanya'daki kanser araştırmalarına ilişkin raporunda, aşırı kilonun kanser riskini artırdığı, şişmanlığın yakın gelecekte kanser ve diğer başka hastalıklardan ölümlerin artmasında önemli bir unsur olacağı vurgulanmaktadır.

 

Aşırı yağlı ve yüksek kalorili yiyecek tüketenlerde, az yağlı ürünler yiyenlere oranla bazı kanser çeşitlerine daha sık rastlanması da yukarıdaki tespitleri doğrulamaktadır.

 

Şişmanlığın, kadınlarda rahim, meme, göğüs, safra kesesi ve kalın bağırsak kanserini tetiklediği, özellikle yağlı yiyecek tüketmenin, kalın bağırsak ve prostat kanseri riskini artırdığı kaydedilmektedir.İslam dini de dahil, doğu medeniyetlerine ait felsefi ve dini akımların hemen hemen hepsinde “açlık”, “tokluk”a göre daha çok övülen ve tercih edilen bir durum olarak dikkat çekmektedir.

 

Örneğin, bir Hadis-i Şerifte “Şifanın başı açlık, hastalıkların başı ise çok yemektir.” denilmektedir.

 

Benzer bir şekilde Hz. Ali ise “Eğer karnın doymuyor ve obur isen kendini müzmin (kronik) hastalardan say.” ikazında bulunmuştur.

 

Gerçekten de aşırı yemenin meydana getirdiği gerek metabolik sendrom, gerekse obezite ile ilişkili diğer metabolik ve fiziksel komplikasyonlar (şeker hastalığı, hipertansiyon, kolesterol yüksekliği, kalp damar hastalıkları, uyku apnesi, bel ve sırt ağrıları, kalça ve diz eklemlerinde dejenerasyon, varisler vs.) hepsi kronik hastalıklar arasında yer almakta ve Hz. Ali’nin bu tespitini doğrulamaktadır.

 

Alkol, kalorili yiyecek ve içeceklerin tüketilmesi ile birlikte az hareket etmenin vücuttaki yağ oranını artırdığı, günlük yağ tüketiminin toplam enerjinin yüzde 30'nu geçmemesi gerektiği, artık modern diyet ve metabolizma otoritelerinin postulatları haline gelmiş ve kamuoyuna mal olmuş klasik bilgilerdendir.

 

Ayrıca çoğumuzun gözden kaçırdığı önemli bir ayrıntı da bazı yiyeceklerdeki gizli yağ miktarına dikkat edilmiyor olmasıdır. Çikolata gibi kakaolu tatlı yiyecekler, süt ve süt ürünleri, et, sosis ve salam gibi gıdalarda bulunan yağlar, çoğu zaman dikkatlerden kaçmaktadır.

 

Diabetologia isimli derginin 2013 Mart sayısında yer alan Hollanda menşeli Hoorn çalışmasının sonuçlarının yayınlandığı makalede yer alan bilgiler beslenme ve kanser ilişkisi açısından oldukça çarpıcı sonuçlar ortaya koymuştur.

 

20 yıl süreyle takip edilen metabolik sendrom ve şeker hastalarının açlık proinsülin düzeyleri ile kanser oranları arasında doğrudan ilişki olduğu saptanmıştır.

 

Konu çok teknik detay içeriyor gibi gelebilir okuyucularımıza. Ama basitçe bu çalışmada neyin ifade edildiğini anlatmaya çalışalım.

 

Proinsülin, vücutta kan şekerinin düzenlenmesinden sorumlu insülin isimli hormonun öncüsü olan bir hormondur. Proinsülin düzeyleri 16.5 pmol’den yüksek olan kişiler, daha düşük proinsülin düzeyine sahip olan kişilerle yapılan karşılaştırmada, kansere yakalanma ve ölüm oranları açısından iki kat daha fazla riskli bulunmuşlardır.

 

Açık ifade ile açlık proinsülin düzeyleri yüksek olan kişilerde, 20 yıllık bir süre boyunca kanserden ölüm riski normal popülasyondan iki kat daha fazladır.

 

Paragrafın başına lütfen dikkat edelim..

 

Kimlerin proinsülin düzeylerinin daha yüksek olduğu konusu çok önemli..

 

Metabolik sendromu olan, şeker hastalığı olan veya obezite problemi ile başı dertte olanlardan söz ediyoruz.

 

Yaşımız, ekonomik ve sosyal statümüz ilerledikçe gittikçe fiziksel olarak daha az hareket eder olmaya başlıyoruz. Bir de üzerine bazal metabolizma hızımızın yavaşlaması da eklenince, eğer dikkatli olmazsak, hızla kilo almaya ve söz konusu ettiğimiz pek çok hastalığa yakalanmaya namzet hale geliyoruz.

 

İngiltere'nin en çok gurur duyduğu kuruluşlarından birisi olan NHS, National Health Service, (Ulusal Sağlık Hizmeti)’nin yayınladığı “Kanserden Korunma Yolları” hakkındaki raporunda; sağlıklı yaşama dair yedi ipucundan söz edilmekte ve bu sayede 'kanser riskininin yarıya indirilebileceği anlatılmaktadır.

 

Raporda söz edilen “sağlıklı bir yaşam için yedi altın kural”ın kanser ve kalp hastalıklarını önlemeye yardımcı olacağı anlatılırken, aslında kalp hastalığı riskini azaltmak için atılan adımların insanları aynı zamanda kanserlere karşı da koruduğu tespit edilmiştir.

 

Öyle ki; 2010 yılında Amerikan Kalp Derneği (AHA) tarafından hazırlanan bu yedi altın kural, insanların kalp damar hastalıklarından korunmasının ötesinde bir anlam ve misyon da üstlenmiş gibi gözükmektedir.

 

AHA tarafından önerilen “yedi altın sağlık kuralı” şunlardır:

  • Sigara içmemek
  • Sağlıklı bir vücut ağırlığına sahip olmak
  • Sağlıklı beslenmeye dikkat etmek
  • Fiziksel olarak aktif olmak
  • Düşük kolesterol düzeylerine sahip olmak
  • Sağlıklı kan şekeri düzeyi
  • Sağlıklı kan basıncı düzeyi

 

Araştırmacılar kalp damar hastalıkları kadar kanserlerin de; bu yedi faktörden her birinin ideal bir düzeyde bir araya geldiği insanlar arasında daha düşük oranlarda görüldüğünü tespit etmişlerdir.

 

Örneğin, altı veya daha çok risk faktörü ideal düzeyde seyreden insanlarda kanser riski % 51 düşük bulunmuştur.

 

Yedi sağlık faktörü ve ideal değerleri şu şekilde tespit edilmiştir:

  • Fiziksel aktivite; haftada bir en az 75 dakika şiddetli fiziksel aktivite ya da haftada 150 dakika orta şiddette fiziksel aktivite
  • Sağlıklı bir vücut kitle indeksi (VKİ); <25kg/m2 olması,
  • Diyet (Metabolik Balans, Metabolic Balance); Sağlıklı bir beslenme rejimi ve yaşam tarzını benimsemiş olmak,
  • Kolesterol; total kolesterol düzeyi < 200mg/dl olması,
  • Kan basıncı; sistolik
  • Kan şekeri; glikoz açlık seviyeleri <100mg/dl olması,
  • Sigara; hiç içmeme veya son 12 ay içinde sigarayı bırakmış olma,

 

Takipler sırasında, katılımcıların başlangıca göre ideal düzeyde olan risk faktörlerinin sayısı arttıkça kanser oranlarının da azaldığı gözlemlenmiştir.

 

Bu çalışma zaten sağlık parametreleri ve kanser riski arasındaki bilinen ilişkiyi güçlendirmiştir.

 

Bir Tamil atasözü aslında yaşadığımız sorunu çok kısa ve net bir şekilde özetlemektedir;

 

“Obur insanlar mezarlarını dişleri ile kazarlar.”

 

Mesaj gayet açıktır…

 

Sağlıklı ve verimli bir ömür sürmek istiyorsak;

 

Sağlıklı bir kiloyu korumak, fiziksel olarak aktif kalmak, kolesterol, kan şekeri ve kan basıncı için ideal düzeylerin korunması, sigara içmemek ve ideal bir beslenme ve yaşam tarzını benimsemekten başka çaremiz görünmemektedir.

 

Bir kardiyoloji hekimi olarak ben de hastalarıma sadece ilaçları ya da ameliyatları değil, mutlaka sağlıklı bir diyet ve yaşam tarzı değişikliğini de tavsiye ediyorum.

 

Ancak diyetler konusunda kafalar o kadar çok karışmış durumda ki, bu yazıyı yazdığım saatlerde televizyonda canlı yayında bir sürü profesör ve diyet uzmanının da hâlâ üzerinde ittifak edemediği bir diyet tartışması almış başını gidiyor ve idealin ne olduğu konusu onlar açısından hâlâ net değil..

 

Oysa “az az, sık sık yenen” diyetlerin, “bir gıda grubunun terk edilmesi prensibine dayanan” diyetlerin başarısızlığı neredeyse tescillenmiş olmasına rağmen, onlarca diyet sitesinde kendine yer bulmuş yüzlerce diyet listesi, birbiri ile çelişen, birçok sözüm ona tavsiyeler ile insanların bu konudaki kafa karışıklığını ve çaresizliğini pekiştirmektedirler.

 

Az az, sık sık yemeyi öğütleyen diyet programları yerine, benim de hastalarıma önerdiğim Metabolik Balans - Metabolic Balance Diyeti; aslında danışanlarıma ve hastalarıma bir diyetten daha fazlasını sunuyor.

 

  • En fazla günde üç öğün yenilmesini öneren, savunduğu bilimsel doğruları ile doğru bilinen pek çok yanlışı düzelten, aslında bir diyet değil yaşam tarzı olan Metabolik Balans, Metabolic Balance Diyeti sayesinde hem kendim, hem yakın çevrem, hem de hastalarımda gördüğüm sonuçlar, ideal rejime daha çok yaklaştığım kanaatini bana vermektedir.
  • Hastalarım arasında şeker, kolesterol ve tansiyon ilaçlarını azaltan ve hatta bırakan hastalarımdan gelen olumlu geri dönüşler beni bu konuda daha fazla araştırma yapmaya da sevk etmiş durumda

 

Metabolik Balans, Metabolic Balance Diyetinin vazgeçilmez kuralları;

 

  • Günde en fazla üç öğün yemek,
  • Belli bir miktarın dışına çıkmamak,
  • Bol su içmek,
  • Akşam belli bir saatten sonra şekersiz sıvı dışında herhangi bir şey tüketmemek,
  • Olabildiğince saf ve müdahale görmemiş gıdaları tercih etmek,
  • Her öğün için tek çeşit protein ve meyve tüketimi,
  • Bol taze sebze tüketimi gibi klasik pek çok diyet rejiminin dışında ama bilimsel ve klinik olarak doğruluğu ispat edilmiş bu yöntemi daha fazla hasta ile buluşturabilmeyi kendime amaç edinmiş durumdayım...

 

Şayet böylesi bir hedefi gerçekleştirebilecek olursak, eminim ülkemizde artık salgın hastalık haline gelmiş; şeker hastalığı, obezite, kolesterol yüksekliği, hipertansiyon, kalp krizi veya kısaca Metabolik Sendrom diyeceğimiz bu felaket kümesinin etkin mücadelesine ciddi bir katkı sağlamak mümkün olacaktır.

 

Metabolik Balans, Metabolic Balance Diyeti sayesinde, şayet yukarda kısaca zikrettiğim kurallara uyma becerisi gösterilebilirse, ayda 8-10 kg ve hatta üç ayda 20-25 kg gibi kayıplar mümkün olabilmektedir. Üstelik bu kiloları veren hastalarımız hem gayet sağlıklı kalabilmekte, herhangi bir klinik veya metabolik zorluk yaşamamaktadır.

 

Sağlıklı ve ideal diyet konusunda arayışı olanlara tavsiyem, popüler diyetlerin peşinden gitmek yerine bilimselliği ve etkinliği ispatlanmış Metabolik Balans, Metabolic Balance gibi programlara erişmeye çalışmalarıdır.

 

Son sözümüz yukarıda anlattıklarımız ile alakalı bir Hadis-i Şerif olsun; “Ümmetim hakkında korktuğum şeylerin en tehlikelisi; göbek büyüklüğü, çok uyku, tembellik ve “yakin” azlığıdır.

 

Hadis-i Şerif’in şerhinde bu dört durumun da birbiri ile çok yakından ilişkili olduğu vurgusu yapılan ve bana çok etkileyici gelen bu Nebevî tespitler üzerinde, hep birlikte tekrar düşünmeye ihtiyacımız vardır.

 

Herkese sağlık, afiyet ve bol kazançlı günler dilerim.